|
Alman Anayasa kurumu Erdoğanın baskısına dayanamadı?
Galiba, Erdoğanın ve Kemalistlerin baskısı Hocayı seven gurupları tehlikeli olarak ilan ettirdi?
Şu derginin bilgi analizini yaparlarsa dogruyu belki görebilirler.
AHMET HAKAN'DAN
NURETTİN VEREN'E SORULAR
Dogu Perincek 22.11.2004 Acaba bu hocayla ilgili yeni iddiaların kaçı dogru??? hocayi yakindan taniyanlar icin oldukca sacma seyler, sizlerinde malumat sahibi olmasi bakımından, alıyorum. Fuat Bilge
FETHULLAH'IN 40 YILLIK MUAVİNİ NURETTİN VEREN AYDINLIK'A KONUŞTU: 'Fethullah ölüm emrimi verdi' Avazı çıktığı kadar bağırdı: "Nurettin suikast yapmaya geldi, beni öldürecek." O'nu öyle inandırmışlar. "Senin buraya, beni öldürmeye geldiğini bilmiyorsam ben eşekoğlueşeğim." "Yazıklar olsun Hocam. dedim. Şömine demirini kaptı, öldürmek için üzerime yürüdü. Etrafın dakilere de "Öldürün bunu, öldürün bunu" diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. AYTUNÇ ERKİN "Herkes söylüyor: 'Bunlar aile içinde söylenmeli' diye. Ancak yıllardır bekledim, artık başka çarem kalmadığı için internet sayfasıyla duyurma kararı aldım." 40 yıldır, Fethullah Gülen tarikatında yöneticilik yapmış, Gülen'in en yakınındaki isimlerden biri olmuş Nurettin Veren, Aydınlık'a konuştu. Bayramın ilk günlerinde internet sitesi www.nurettinveren.org"la harekete geçen Veren'le, İstanbul'da bir yolculuk öncesinde görüştük. Veren dertli, Veren sıkkın, Veren hayal kırıklığı yaşamış. Bize yaptığı açıklamalarının başlangıç olduğunu söyledi ve ekledi: "Fethullah Gülen benim söylediklerimi yalanlayabiliyorsa buyursun gelsin." CAMİ AVLUSUNDA BAŞLAYAN ARKADAŞLIK AYDINLIK- Nurettin Veren kimdir? NURETTİN VEREN- Nurettin Veren, 1966'dan bu yana Fethullah Gülen'le beraber. İzmir Kestanepazarı Camii'nde, kaderin sevkiyle karşılaştık. Bir Cuma namazası sonrasıydı. O 26, ben de 16 yaşındaydım. Hocaefendi'nin genç bir vaiz olması, İzmir'e yeni gelmiş olması, bize ciddi alaka gösterip, küçük tahta kulübesine davet edilmemiz hoşumuza gitti. Bazı meseleleri konuşup, çay içmek için misafir olduk. Böyle başladı yol arkadaşlığımız. NEFİ AKYAZILI'NIN DESTEĞİ... AYDINLIK- Bu tanışmada başka kim vardı yanınızda? VEREN- Yakınımızda, aynı mahallede oturduğumuz Ali Candan diye bir arkadaşım vardı. Motor-Sanat Lisesi'nde aynı okuldaydık. O, benden bir sınıf alttaydı. O dönem, milliyetçi-muhafazakar bir çizgide, orta halli bir ailenin çocuklarıydık. Üniversiteye girdiğimizde, gündüz çalışıp gece okuyorduk. Eğitimin zorluklarını bildiğimiz için, Fethullah Hoca'nın bize yaklaşımı, zorluklar içinde okuyan talebelere sıcaklığı, talebe faaliyeti ilgimizi çekti. Anadolu'dan gelen fakir talebelerin okumaları zor olduğu için, talebelere burs verme, cami yapmadan çok onlara yurt hazırlama yönündeki teklifi cazip geldi. O gün benim yerimde kim olsa aynı şeyi düşünürdü. Sağ-sol çatışmaları hâkimdi, böyle bir zeminde sakin talebe yurdu bulmak çok zordu. Aileler, anarşiden korktuğu için çocuklarını yüksekokula göndermek istemiyordu. Böyle bir ortamda biz ev-yurtlar, beş-altı talebenin kalacağı evler hazırladık. Böyle bir, iki derken, 70'li yıllarda 12 evimiz oldu. Bu evleri örgütledik. Onların her sıkıntısında yanlarında olduk. 70'li yıllarda, evini kiraladığımız Nefi Akyazılı amcamız vardı. O dönemde, Kestanepazarı Kuran Kursu, Fethullah Hoca'nın üniversite talebeleriyle ilgilenmesinden dolayı O'nu dışlamıştı. Hocaefendi, Kestanepazarı'ndan ayrılıp faaliyetlerini tek başına yürütmek ve platform oluşturmak istiyordu. Kiracısı olduğumuz Nefi Akyazılı'nın bize enteresan teklifi oldu. Meşhur Çalıkuşu romanının yazıldığı Pembe Köşk, dedelerinden kalmış ama harap. "Onun arsasını size vereyim, bu hayırlı işinize ben de destek olayım" dedi. Öncülük yaptı ve ilk dernek kuruldu. Bizler, maddi manevi, sırtında taş çimento taşıyarak bir talebe yurdu meydana getirdik beş yıl içinde. HOCAEFENDİ'NİN YÖNETMELİĞİ AYDINLIK ?Kimler vardı bu çalışmanın içinde? VEREN- Ali Candan, İlhan İşbilen (o gün berberdi), Halil İbrahim Uçar, Mehmet Atalay, Mehmet Kadan, Kemalettin Özdemir, Abdullah Aymaz, İsmail Büyükçelebi, Ahmet Kemerli, Zafer Ayvaz, İsa Saraç, Nurettin Veren ve Necdet Başaran. Bu arkadaşlarımızın gayretiyle, herkesin birkaç arkadaşıyla, 12 talebe evi ve arkasından Nefi amcamızın bize öncülük ettiği Akyazılı Vakfı... Bizim Hocaefendi tarafından konulan kurallarımız, bir yönetmeliğimiz vardı. Yapacağımız işler ve görevlerimiz sıralanmıştı. Bunları da internet sitemde önümüzdeki günlerde yayımlayacağım. AYDINLIK- Siz şu anda bir kuruluştan bahsediyordusunuz. Fethullah Gülen tarikatı kuruluyor. ÇEKİRDEK KADROYA YEMİN VEREN- Ciddi bir işe davet edildik. Bugüne kadar gönülle yapıyorduk, ama artık daha ciddi bir hareket olmamız gerektiğini söyledi bize. Belli bir çekirdek kadronun oluşması gerektiğini, belli prensipler etrafında, yemin ve and içerek hareket etmemizi istedi. Hiçbir meselede tek başına karar almayacaktık; üzerimize alacağımız ceketin rengine kadar, birbirimize danışacaktık. AYDINLIK- Fethullah Gülen söylüyor bunları. VEREN- Yazılı hale geldi. Bütün arkadaşlarımız bunun üzerine yemin ederek ve bu yeminin bozulmayacağına da yemin ederek, bu işe başladık. Nefi amcanın yurdu örnek alınarak Ege'de yurtlar açmaya başladık. Manisa, Aydın, Denizli, Afyon, Menemen, Nazilli gibi yerlerde yurtlar yaptık. Yeni açılan hizmet turnikesine halk destek verdi. İnançlı nesiller yetişsin diye halkın ilgisini yaşadık. "ÖZAL BİZİ DESTEKLEDİ" 1981 senesinde, 81'i geçmiş yurt açtık. Kenan Evren Paşa'nın "Kendi okulunu kendin yap" kampanyasıyla okul teşviği çıktı. Dedim ki Gülen'e "Hocam bu yurtlardan bazılarını okul yapamaz mıyız?" "Biz böyle şeylere giremeyiz. Bunlar devletle teması gerektirir. Biz, böyle birşeyin altında kalkamayız" dedi. Turgut Özal döneminde, vakıflara okul kurma hakkı verildi ve ben Gülen'e, bizim okul kurabileceğimizi, bizden olmasa da milliyetçi-muhafazakarların bunu yapabileceğini söyledim. "Destek alıp yapabiliriz" dedim. Okul dönemine geçildi. Tereddütle başladığımız yurt döneminden Yamanlar Koleji dönemine geçtik. Türkiye'ye yayıldık. Buna paralel olarak üniversiteye hazırlık kurslarını kurduk. İş dünyası destek verdi. O günkü anarşi ortamından kurtarmak için millet bize çocuklarını verdi. Halkın bu kadar desteği bizi şüpheli noktalara getirdi. "Bu kadar önemli şeyleri nasıl başarıyorlar" sorusu sorulmaya başlandı. Endişeler ortaya çıktı. Bu aşamada, bu kadar müesseseleşmiş olayın, devlete anlatılmadan olamayacağını düşündüm. Devletin desteği olmadan, daha ne kadar götürebiliriz? Yaptıklarımızı bilmezse, devlet endişebilir, sapla saman karışabilir, suçlu muamelesi görebiliriz diye düşünüyordum. Turgut Özal, Naim Süleymanoğlu'nu Türkiye'ye getirmişti. O günlerde, Avusturya'daki Olimpiyat yarışmasında öğrencilerimiz, matematik, fizik gibi bilimsel konularda ödüller kazandılar. Ama gazetelerde küçük haberler çıktı. Canım sıkıldı. İlk defa dünya başarıları getiriyoruz ama kimse bundan haberdar değil. Biz sesimizi duyurmalıydık. "Nasıl olur?" dedi Gülen. "Alalım çoçukları, götürelim cumhurbaşkanına" dedim. "Peki" dedi. Kapalı bir yapıydık. Özal'dan randevu talebim oldu. Yamanlar Koleji öğrencilerini Özal kabul etti. Bizim devlet ricaliyle tanışmamız böyle. Özal'la başladık diyebilirim. Profesör Şerif Ali Tekalan'la beraber Özal'a gittik, çocukları takdim ettik. Özal, bu işi desteklediğini, Hocaefendi'yi tanıdığını, daha önce vaazlarını dinlediğini söyledi. "DEVLETLE RİCALİYLE GÖRÜŞMEM GÜLEN'İ RAHATSIZ ETTİ" AYDINLIK- Yollarınız neden ayrıldı Fethullah Gülen'le? VEREN- Ben ayırmadım. Fethullah Hoca'nın bana yüzde yüz güvendiğini düşünüyordum. Ama bu parlak görüşmelerden sonra, başarılı çalışmalardan sonra, Fethullah Hoca benden endişe etti. Benim devlet ricaliyle yakın temasım, her an irtibatta olmam, arkadaşlar arasında haset yarattı. "Neden siyasilerle Nurettin Bey görüşüyor" dediler. Bunu normal karşıladım. "Ekip halinde hareket edelim" dedim. Şerif Ali Bey'i, Latif Hoca'yı, İsmail Büyükçelebi'yi, Hüseyin Gülerce'yi, Alaaddin Kaya Bey'i alıp, Demirel ve Tansu Hanım'la görüştürdüm. Fotoğrafları da var. Onlara dedim ki, "Yurtdışına gittiğim zaman bu arkadaşlar size gelecek". Bu arada, benim ön plana çıkmış olmam Hocaefendi'yi rahatsız etmişti, bu isimleri öne çıkarıp beni geriye çekmeyi düşünüyordu. Ben de onu büyük olarak görüyor ve bunu doğal karşılamıştım. Elimle bu isimleri Demirel ve Tansu Hanım'a götürdüm, tanıştırdım. Severek, inanarak götürdüm. Ama anladım ki, bunlar önceden planlanmış. Benim bu kadar ön plana çıkıp, kendisinin yerine geçeceğimi ya da bu işi berbat edeceğimi düşündü. Bu yüzden Gülen beni uzaklaştırmayı planlamış. "28 ŞUBAT'TA GÜLEN'İ 56 GÜN KAÇIRDIM" AYDINLIK- 28 Şubat öncesinde yanında mıydınız? VEREN- Fethullah Gülen duvar ilanıyla aranırken, ben 56 gün boyunca, şoförlüğünü yaparak, O'nu kimsenin bulamayacağı yerlere götürdüm. Aranıyordu o zaman. Bütün bunlara rağmen neden böyle yaptı anlamadım. Olanlar oldu. Amerika'ya gitti. Karar aldı ve gitti. Burada, istihbarattan bilgi alan insanların getirdikleriyle daha da körüklendi gitme duygusu ve Amerika'ya gitti. AYDINLIK- Kaçtı. VEREN- Evet kaçtı. Bu kaçışı halka anlatmak için sağlık problemlerini öne sürdü. Ama inandırıcılığını yitirdi. Sağlık sorunlarından gitmedi. Birkaç yıl bunu kullandı. Cemaat "Bir bildiği vardır Hocaefendi'nin" diyordu. Ama daha sonra bu durum halk nezdinde değişti. "VİDEO KASETLERİNİ BENİM SATTIĞIMI YAYDILAR" AYDINLIK- Siz ne yaptınız? VEREN- Ben, cemaat içindeki hadiselerde, tasarruflarda, Hocaefendi'nin bilgisi dışında bir şey olmasını engellemek istedim. "Kontrolsüz bir yönetim olmasın" dedim. O'nun ismi kullanılarak yanlış yapıldığını düşündüm ve yeni bir yapılanma gerektiğini farkettim. Bunu O'na söylemek istedim. 20 sene, aylık toplantılarımız devam etmişti ama bugün bu toplantılar olmuyordu. Eski arkadaşlarımızı toplayıp, yeni bir yapılanmanın içine girmek gerekiyordu. Bunları kendisine söylemek için New York'a gittim. Bana Washington'a gittiğini söylediler. Beş saat kara yoluyla, yanımda doktor Uğur Es'le birlikte Washington'a gittik. Uğur Es, şu anda İstanbul'da görevli, kalp cerrahı. Bana dediler ki, "Hocaefendi sizi kabul etmiyor. Geriye dönün". Uğur Es'le birlikteyim. Nasıl olur? "Yıllarımız beraber geçmiş, hep yanındaydım. Kendisi bana söylesin. Böyle bir nezaketsizlik yapmaz" dedim. Şeref Ali, İsa Saraç dedi ki, "Aynen böyle söylüyor. Geriye dönüyorsunuz". Ben geri döndüm. Doktor da çok kırıldı. Aynı gün, hiç dinlenmeden New York'tan Washington'a, oradan Türkiye'ye... Selam almadan geri döndüm. Şefkat, sevgi, hoşgörü abidesinin en yakın arkadaşına yaptığı bu. Uğur da şahit. Arkadaşlara, hizmetin içinde ve gönlü kırık arkadaşlara, benim Hocaefendi'yle görüşmemi isteyen arkadaşlara, "Beni perişan ettiniz ve gönül yarasıyla döndüm" dedim. Üç sene kadar kendi işlerime bakıp, karışmamaya çalıştım. Fakat sonra, benim organizasyondaki gücümü, söylebilenecek lafları en keskin şekilde söyleyebileceğimi düşündükleri için, Hocaefendi'nin de yurtıdışında bulunmasını fırsat bilerek, beni tamamen devre dışı bırakmak için, Hocaefendi'yle ilgili yayınlanan video kasetlerini benim para karşılığı sattığımı yaydılar. "KEMALETTİN ÖZDEMİR'İN GÖREVİ POLİS İÇİNDE ÖRGÜTLENMEYDİ" AYDINLIK- Kim bunlar? VEREN- Sakarya Üniversitesi'nde, şimdi profesör olmuş K.Ö ve Zaman gazetesi yazarı Abdullah Aymaz. K.Ö.'e verilen bir görev vardı, polislerle ilgili. Bu arkadaş bunları güzelce örgütleyip, bütün istihbaratı günü gününe Hocaefendi'ye götürüyordu. Hizmet namına. Kutsal işti, O'na göre. Hocaefendi de bu istihbaratı istedi. İstemeseydi, olmazdı. Bizim, siyasetten uzak durmamız istenirken, devletin en mahrem (istihbarat) ünitelerine burnumuzu sokmamız, devletin bize olan güvenini sarstı. "DEVLETİN BİRİMLERİNDE YAPILANDIK" AYDINLIK- Devletin birimlerinde, askerin, polisin içinde bir yapılanma mı bu? Yok deniliyordu... VEREN- Evet. Bizim en büyük hatamız, "aydın insan yetiştireceğiz" diyorduk, ama bu karara 180 derece zıt çalışmalar yaptık. Bir elinde Kuran bir elinde topuz olmaz. Biz eğitim seferberliği yapıyorsak, siyaset olmaz. Siyasete girmedik ama, devletin en mahrem ünitelerine müdahale etmeyi mahsursuz gördük. Bu da Hocaefendi'nin tek başına aldığı kararla oldu. AYDINLIK- Siz diyorsunuz ki, "Fethullah Gülen beni hain ilan etti. Amerika'da 50 kişinin huzurunda öldürülmemi emretti". Nedir bu olay? VEREN- Kaset olayı çıktı. Ben köşemde duruyordum. Bize böyle öğretilmişti. Ama kaset olayı çıktı ve halkın nazarında etkisiz hale getirilip tam anlamıyla sıfırlanmamı istediler. Çok mütevazi olmaya gerek yoktu. İkinci defa Amerika'ya gidip, bu iftirayı yapanları deşifre edip, ortaya çıkarmak istedim. Israrla istedim, ısrarla engellediler. İzmir Bozyaka'da Barbaros'a gittim, "Beni görüştür" dedim. "130 DÖNÜM ÇİFTLİK, VİLLALAR..." AYDINLIK- Barbaros kim? VEREN- Barbaros Kocakurt. Yamanlar Koleji'nin Genel Müdürü. 15 gün boyunca Barbaros'un yanından ayrılmadım. Israr ettim. Gittim Amerika'ya. Benim oraya gitmemden hiç memmun olmadılar. 30 gün Amerika'da durdum. Bana "Hoşgeldin" bile demedi Fethullah Gülen. Pensilvanya'da, 130 dönüm çiftliğin içerisinde, kendine ait villa, yedi-sekiz tane ayrıca villa var. Sadece yüzüme baktı ve kapıyı kapattı. AYDINLIK- Kimler var villada? VEREN- Ali Ünal, Cevdet Türkyolu, Necdet Başaran, Polis Arif, Ahçı Murat, İsmail Büyükçelebi, Sait Bey kod adlı Sürmeli Aksoy... Esnaftan bazı isimler, doktorlar. 30 gün konuşamadım. Oraya teslim olmak üzere gittim ve bu fitneyi ortadan kaldırmak için bekledim. 31. gün fitneyi yapanları söylemek istedim. O gün cinnet noktasına gelmiş Hocaefendi. "GÜLEN BAĞIRDI: NURETTİN BANA SUİKAST İÇİN GELDİ" AYDINLIK- Fethullah Gülen cinnet noktasına geldi. VEREN- Evet. Hiç hayatımda görmediğim şekliyle avazı çıktığı kadar bağırdı. "Nurettin suikast yapmaya geldi, beni öldürecek." O'nu öyle inandırmışlar. 35 yıl aynı çatı altında beraber olduğumuzu unutmuş ve beni canavar gibi görüyordu. Ya ilaçların ya da anlatılanların etkisiyle, o kadar insanın önünde avazı çıktığı kadar bağırıyordu: "Senin buraya, beni öldürmeye geldiğini bilmiyorsam ben eşekoğlueşeğim." "Yazıklar olsun Hocam. Ben sana, anamdan babamdan, çocuğumdan daha yakınken, bunları nasıl söylersin. Bana bunu söylecek insan daha anasından doğmadı. Ben bunu kabul etmem" dedim. O sırada şömine demirini kaptı ve üzerime öldürmek üzere yürüdü. Etrafındakilere de "Öldürün bunu, öldürün bunu" diye defalarca avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Polis Arif bana yalvarıyor, "Ağabey ne olur uzaklaş buradan". Beni tekme tokat, İsmail Büyükçelebi de dahil; o gölgesinden korkan herif, benim 30 yıllık arkadaşım, Büyükçelebi, boğazımı sıktı, tekmek tokat dışarı çıkardılar. Necdet Başaran'ın arabasına tekme tokat bindirdiler, şahsi eşyalarımı alamadan döndüm. Döndükten sonra, bu olayı K.Ö. ve Abdullah Ayvaz'ın yaptığını bana Necdet Başaran söylemişti: "Hocaefendi'ye, senin bu kasetleri sattığını inandırdılar." Hiç kimseye söylemeden, K.Ö. ve Abdullah'ı aradım. Abdullah Aymaz, "Böyle bir şey yok. İftira" dedi gülerek, sırıtarak. Görüşmek istemedi. K.Ö.'i aradım o da görüşmedi. Şerif Ali Bey'e gittim, "Sen doktorsun. Bu arkadaşlarla görüşemedim. Ama Hocaefendi cinnet noktasında. Doktorsun, ne yapmamız gerektiğini söyle" dedim. Ben bu sır dairesi içinde bunu çözmeye çalıştım. Üç sene bunu kimseye söylemedim. Sadece Şerif Ali biliyordu. Hocaefendi, belki pişmanlık duyar. "Cinnetten dolayı yapmıştır bunu ve çözeriz" diye düşünüyordum. "GÜLEN, AİLEMİ ALDI ELİMDEN" AYDINLIK- Çözüldü mü? VEREN- Esas, felaket noktasına geliyorum! Benim üniversitenin son sınıfında iki kızım var. Fatih Üniversitesi'nin son sınıfındalar. Onun büyüğü bir oğlum var. Onun da bir büyüğü ve iki de küçükleri olmak üzere, altı çocuğum var. Bana çocuklarımdan çok enteresan bir teklif geldi: "Baba biz seninle kesinlikle ayrı yaşamak istiyoruz." 35 yıllık evliyim, çocuklarım ve anneleri benden ayrılmak istediler. Gülen'le kavga başladıktan üç yıl sonra. "Neden?" dedim. Hocaefendi'yle yaşadığım sıkıntıdan dolayı bana yapılan bir boykot var. Eğer beni terkederlerse, hesaplarına para gönderileceğinin ve destek olunacağının teminatını almışlar. Sordum,"Kim dedi bunu size?" "Hacı Muhammet'le görüştük İstanbul'da" dediler. Bu paraların, Üsküdar Pamukbank'taki hesaplarına, Ümmü Selem ve Ümmü Haram adına, çocuklarımın isimleri bunlar, paranın yattığını tespit ettim. Belgeli, hesap cüzdanları var. Hiç tanımadığımız isimler üzerinden para yatırmışlar. Bir ay içerisinde, tek celsede beni mahkemeye verip, ailem beni boşadı. 35 yıllık evimde hiç münakaşa olmadı ama boşadılar. Bunu nasıl izah ediyorsunuz? Çocuklarımdan üç yıldır haber almıyorum. Hiçbiriyle görüşemiyorum. Bundan haberdar olmadığını söyleyebilir mi Fethullah Gülen? Hacı Muhammet'i aradım, beni ölümle tehdit etti. Hocaefendi bu durumu çözemez miydi? "DAHA FİRAVUNCA İŞLERİ VAR" Aradan bir yıl geçti... Bana Alaaddin Kaya, Harun Tokak, Ali Bayram, Suat Yıldırım geldiler, "Biz bu kırıklığı çözeceğiz" dediler. Benimle ayda bir görüşeceklerini söylediler. Benim tepki verip, bu olayları cemaate anlatacağımdan çekindiler. İsmimi tekrar gazeteye yazdılar. Zaman gazetesinde, logoda, Genel Koordinatör olarak ismim bir yıl boyunca çıktı. Ama gazeteden tek Allah'ın kulu aramadı beni. Bir sene sonra tebligatta bulunmadan ismimi çıkardılar, çünkü endişeleri geçmişti. Harun Tokak, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Genel Müdürü, Ali Bayram ise bütün diyalog, Avrasya şirketlerinin perde arkasındaki isim, kasa ve Gülen'in yakın akrabası... Suat Yıldırım, Hocaefendi'nin Edirne'den yakın arkadaşı, profesör. Ben anladım ki, bu olayları yüksek sesle anlatmazsam, hain ilan edilmiş olacağım. Onun için internet sayfasından anlatma kararı aldım. Ben bunları kamuya, devlete sunacağım. Daha diktatör, daha kötü, firavunca işleri var. Benim gibi mağdur olmuş çok kişi var. İnternet sayfasına mecburen başvurdum, çünkü kendisi medyanın bütün gücünü kullanıyor. Bana e-maillerde hakaret edenler, acaba 35 yıllık yuvaları Hocaefendi tarafından yıkılsaydı ne yaparlardı? "ASKERDEN GELECEK TEPKİLERE KARŞI SIRTIMIZI AMERİKA'YA DAYAMALIYIZ" AYDINLIK- "Orta Asya'daki eğitim seferberliğimiz Amerikan conilerinin akıncısı olma şekline dönüştü" diyorsunuz. Fethullah Gülen tarikatı, Amerikanın conisi mi oldu? VEREN- Cemaat olmadı. Gülen, Amerika'nın gücünü kullanıp daha fazla hizmet edileceği yönünde mesajlar veriyor. "Amerika'ya dost olmak, sırtımızı dayamak, bizi daha emin kılar. Dolayısıyla Türkiye'de de askerden ve rejimden gelebilecek tehlikelere karşı sırtımızı güçlü bir yerlere dayamış oluruz" deyip, cemaate fısıltı şeklinde brifingler vererek, empoze ediyor. Cemaat, farkında olmadan Amerikan conisi gibi kullanılıyor şu anda. AYDINLIK- Gülen tarafından. VEREN- Evet. "GÜLEN'E İSTİHBARAT NERDEN GİDİYOR?" AYDINLIK- Ilıcakların Tercüman'ında Fethullah Gülen, "Önümüzdeki günlerde suikastlar olacak" dedi. VEREN- Bir kere manşetin kendisinde bir sakatlık var. Nazlı Ilıcak, "Fethullah Gülen çok iyi bir istihbaratçıdır" diyor. Fethullah Hoca, benim bildiğim gönül insanıdır! Daha önce İhsan Kalkavan da "Her yerde en iyi Atatürkçü olduğunu ispatlarım" dedi. Bir karar verilmesi gerekiyor: Fethullah Hoca çok iyi istihbaratçıdır, çok iyi bir Atatürkçüdür, çok iyi bir diyalogcudur. Hoca, bunlardan birini kabul edip kimliğini ortaya koymalı. Amerika'da yaşayan, 70'ine merdiven dayamış, hasta, gözleri yaşlı bir insan, Türkiye devletini uyaracak kadar istihbaratı nereden, nasıl alır? Herkesi uyandırıyor! Amerika'da yaşadığı halde, Türkiye'nin en mahrem meseleleri nasıl O'na gidiyor? O zaman, devlet ona mı çalışıyor? İstihbarat raporları nasıl gidiyor? Bir Hoca'nın bunlarla ilgilenmesi doğru mu? Vatikan'ın pozisyonunu, Papa'nın pozisyonunu mu istiyor? İslam dünyasında Halife, dünyayı kurtaracak tek aslan mı olmak istiyor? Eğer böyleyse, meczupluk hayalleri yaşıyor! "YABANCI AJANLAR BİZİ ÖLDÜRÜP BİRBİRİMİZE DÜŞÜRMESİN" AYDINLIK- Söz alalım, Ulusal Kanal'da canlı yayın için... VEREN- Eğer, kendisi canlı yayına çıkmak isterse görüşürüz. Benim son vefa borcumdur bu. Biz hep beraber söz vermiştik: Bu okullar, bu üniversiteler, dünya çapında üniversiteler olduğu zaman, biz Hocaefendi'nin Korucuk'taki köyünde hep beraber oturup çorba, çay içecektik ve beraber yaşlanacaktık. Biz buradayız. Aynen Arafat gibi. Bin tane ölüm tehdidi alıyorum ama buradayım. Öldürülürsem burada öldürülürüm. Ama ne Amerika'ya kaçarım, ne sağlık problemimi bahane ederim, ne de kimseden yardım isterim. Gelsin, hep beraber burada öldürülelim. Türkiye'de öldürsünler bizi. Değişik ülkelerin ajanları bizi öldürüp, bizi birbirimize vurdurmasın! Bu söylediklerimden bir tanesine yalan diyebiliyorsa Fethullah Hoca, yarından itibaren konuşmayacağım!
|
Yeni Asyanın desteği Oldukça ilginç. Yeni Asya başka nedenlerden AKP ye temkinli yaklaştı, ama doğru imiş.
BIKMADINIZ MI FETHULLAH GÜLEN İLE UĞRAŞMAKTAN? Nazlı Ilcak-TERCÜMAN Birkaç senedir Nurettin Veren sahnede. Müthiş (!) açıklamalar yapıyor; 40 yıllık arkadaşlarına darbe vurmaya çalışıyor. Oysa, bir fincan kahvenin dahi 40 yıl hatırı vardır. Vefadan nasibi olmayanları makbul kabul etmek kolay değil. Bıkmadınız mı Fethullah Gülen ile uğraşmaktan? Nurettin Veren adını taşıyan bir kişi, birkaç senedir ortalarda dolaşıyor ve Fethullah Gülen'i ona buna şikâyet ediyor. İddiasına göre, Gülen, ona o kadar kızgınmış ki, Amerika'ya ziyaretine gittiğinde kendisini öldürmek istemiş! Gülen'in kızgınlığı da, bir ara medyaya yansıyan ve "çete lideri" gerekçesiyle yargılanmasına yol açan kasetlerin, Nurettin Veren tarafından basına satıldığı iddiasından kaynaklanıyormuş. Hiçbir ciddi müessese veyahut kişi, Veren'in sözlerine değer vermedi. Sonuçta, Doğu Perinçek ve Aydınlık dergisi ona sahip çıktı. 40 yıllık arkadaş Gülen aleyhine zaman zaman bazı komplolar hazırlanır. Bu cemaati kamuoyu nezdinde yıpratmaya çalışan girişimler göze çarpar. Nurettin Veren, bu yılın Mart ayında beni telefonla aramış ve Fethullah Gülen'in kendisini öldürmek istediğini daha o zaman söylemişti. Ayrıca, Fethullah Gülen'in sağlık durumunun iyi olmadığını, hafızasını ve aklî melekelerini kaybettiğini, Fethullahçılar içinde bir yarışın başladığını, Gülen'in koltuğunun taliplilerinin birbiriyle mücadeleye giriştiğini anlatmıştı. Tam da aynı tarihte, Cumhuriyet gazetesinden Hikmet Çetinkaya bir yazı dizine başlıyordu. Anons şöyleydi: "Son 40 yılın öyküsü. Fethullahçılar nasıl örgütlendi? Bugünlere nasıl gelindi? Gülen'in sağlık sorunları vs..." Belli ki, Gülen'in 40 yıllık arkadaşı olduğunu söyleyen Nurettin Veren -ki gerçekten de 1961 yılından beri tanışıyorlar-, Hikmet Çetinkaya ile işbirliği yapmak suretiyle, bütün eski dostlarına bir darbe vurmaya hazırlanıyordu; Cumhuriyet'teki yazı dizisinin kaynağı oydu. 600 dolarlık borç Peki Veren neden böylesine kızmıştı? Onun da cevabını telefonda bana söylemişti: "2003 yılı sonunda Zaman gazetesinin künyesinden ismimi çıkardılar." Oysa Veren'in künyeden adının çıkarılmasının bir arka planı var. İhtilâf, 1990'ların ortalarına kadar gidiyor. Bugün Hikmet Çetinkaya ile dost olan Nurettin Veren, 1995'te Çetinkaya'nın hedefindeydi. Çetinkaya, Kazakistan ziyaretini 13 Eylül 1995 tarihli Cumhuriyet'te şöyle anlatıyordu: "Kaldığımız Marco Polo Oteli'nde hesabı herkesin kendisinin ödeyeceği Türkiye'de duyuruldu. Gezi rehberinde de yazılıydı. Ben hesabı ödedim. Hemen arkamda Veren vardı. Anahtarı verdi, hesabı ödemeden dışarı çıktı. Otel yetkililerinin uyarısını dinlemedi. Hesabı, Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdür Yardımcısı Ataman Yalgın 'lânet olsun' deyip ödedi. Başbakanlık Basın Müşaviri Mehmet Bican, ertesi gün Veren'i sıkıştırıp, 600 doları aldı. Orada öğrendim ki Veren, daha önceki Özbekistan gezisinde de parasını ödememiş; Dışişleri de üstlenmemiş; iki ülke arasında bu konuda yazışmalar devam ediyormuş." Nurettin Veren'in 40 yıllık arkadaşlarına sırtını dönmesiyle birlikte, gazeteci Hikmet Çetinkaya nezdinde itibarı da artmış olacak ki, 16 Kasım 2004 tarihli yazısında Çetinkaya, Veren'in bir mektubuna dayanarak, onun, Fethullah Gülen tarafından öldürülmek istendiği iddiasına sahip çıktı. (Bu iddiayı veren, pişirip pişirip gündeme getiriyor. Nitekim Mart 2004 bana aynı şeyleri söylemişti.) Çetinkaya, 600 doları vermediği için teşhir ettiği Nurettin Veren'in dürüstlüğüne ve doğruyu söylediğine acaba nasıl inanıyor? Bu iddiaların bir şantaj aracı olarak kullanılması ihtimalini hiç düşünmüyor mu? Hikmet Çetinkaya'nın 1995 tarihli makalesinde örneğini verdiği hareket tarzı, çeşitli vesilelerle tekrarlanmış, Veren'in, para alışverişlerindeki tavrı, Gülen'in hoşuna gitmemişti. Bu yüzden cemaat kendisinden yavaş yavay uzaklaştı. Aksu'ya suç duyurusu Veren, 3 Ocak 2003'te İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya bir dilekçe vererek, Fethullah Gülen tarafından öldürülmek istendiğini beyan etmiş ve suç duyurusunda bulunmuştu. Şimdi Aydınlık'a "Ben böyle bir dilekçe verdim ama Abdülkadir Aksu konuyu ört bas etmek için elinden geleni yaptı" diyor. Halbuki, 10 Ocak 2003 tarihinde suç duyurusu dilekçesini kendisi geri aldı ve bu iddiasının doğru olmadığını, hırsa, öfkeye kapıldığını, öç alma duygusuyla böyle davrandığını belirtti. Gülen'in yakınları, bana, suç duyurusu dilekçesiyle, bu dilekçeyi geri almak için verilen ikinci bir yazıyı gösterdiler. * * * Demek, Veren, doğru konuşmuyor. Zaman'ın künyesinden isminin 2003 yılı sonunda çıkarılması da, beraberce kararlaştırılmış bir husustu. Nurettin Veren'in cemaat içinde tasvip edilmeyen davranışları, hatta zaman zaman şantaja başvurma eğilimi karşısında isminin künyeden çıkarılmasına karar verildi. Buna mukabil, kendisinin ricası ile, adının bir süre daha, 2003 yılı sonuna kadar Zaman'ın künyesinde kalmasına müsaade edildi. Site hack'landı Nurettin Veren, www.nurettinveren.org isimli bir sitede görüşlerini duyurduğunu, fakat sitesinin Aksiyon dergisinde çalışan bir muhabir tarafından (Yasin Kesen) hack'landığını ve ismiyle ilgili bütün sitelerin gene aynı muhabir tarafından satın alındığını iddia ediyor. Bu iddia üzerine Yasin Kesen bir açıklama yaptı ve "nurettinveren.com, org, net gibi adreslerin kendisi değil, Dünya Telekom tarafından alındığını" söyledi. "Nurettinveren.org" adresi ise, Ankara'da iş yapan Kaynak AŞ tarafından kurulmuş, yayını da gene, Kaynak AŞ tarafından durdurulmuştu. Çünkü Kaynak AŞ, aynı zamanda AK Parti'nin web sitesini hazırlayan bir şirketti ve Fethullah Gülen'e kıyasıya saldıran Nurettin Veren ile işbirliği içinde görünmek istememişti. Veren'in akıllara ziyan bir açıklaması da şöyle: "Alaaddin Kaya ile görüştüğünü ve ona 'Sıfırdan kuruluşunda bulunduğum Zaman gazetesi, Samanyolu televizyonu, Asya Finans ile Gazeteciler Yazarlar Vakfı gibi müesseselerdeki hisselerimin bana iade edilmesi gerektiğini' söyledim." Sadece bu sözler dahi, Nurettin Veren'in kimliği ve zihniyeti hakkında ip uçları veriyor. Kaç para yatırmış, Zaman gazetesine ve Asya Finans'a? On milyonlarca dolarla ifade edilen bu varlıklar niçin Nurettin Veren'e verilecek? Neymiş oradaki hisseleri? Bu hisseleri nasıl elde etmiş? Cesaret mi? Nurettin Veren, bir çok önemli gazeteciyle temas kurmuş, kimse ona yüz vermemiş. O, bunu, "cesaret edemediler" şeklinde yorumluyor. Nurettin Veren'in iddialarına sahip çıkıp, destek verenlere baktığımızda, "cesaret edemediler" yorumunu haklı bulmuyoruz. Ciddi insanlar bunun bir manipülasyon olduğunu, Gülen'i yıpratmak ve dindar kesim üzerine yeni bir korku dalgası salmak amacının güdüldüğünü anladılar. Kimse, Hikmet Çetinkaya, Doğu Perinçek ve Aydınlık dergisiyle aynı çizgide olmak istemedi.
Emin Şirin somut cevap bekliyor... 29.11.2004, 12:46 Emin Şirin, HaberX yazarlığından öte, milletvekili sıfatıyla, millet adına sorduğu sorulara Fethullah Gülen'in mutlaka vevap vermesi gerektiğini vurguladı. Şirin son yazısında, Gülen'in daha önce iddia ettiği "Sır Örgüt" ve "Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek" görüşlerinin acilen açıklanmasını istiyor. Emin Şirin'in yazısı Fethullah Gülen'den iddialara somut cevap bekliyoruz. (4) Fethullah Gülen Hoca ile ilgili vermiş olduğum soru önergesi ve bu soru önergesinden sonraki süreçte sütunlarımda Nurettin Verene yer vermiş olmam dolayısıyla meydana gelen gelişmeler devam ediyor. **** Pazar günü (28.11.2004) İstanbulda, Nurettin Verenin iddialarında da yer alan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak ve Zaman Gazetesi Yazarı Hüseyin Gülerce ile görüştüm. Uzun ve açık bir görüşme yaptık. Konu kısa olarak Tercüman Gazetesinin ortaya attığı Fethullah Gülenin Türkiyede yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür simalar bu dönemde Türkiyede bulunmasa iyi olur ifadesi ile Tercüman Gazetesi Başyazarının bu konuda yazdığı yazısı üzerine verdiğim soru önergesi idi. Konuyu kısaca görüştük ama önemli konu bu idi. Bana, Fethullah Gülen Hocanın bu konuda bu sözleri herkül.com adlı bir bir internet sitesine verdiği röportajında söylediğini, gazetenin konuyu ele almasıyla hadisenin büyüdüğünü söylediler. Ben de, Büyümesi iyi oldu. Hem gazetenin başyazarının Fethullah Gülenin istihbaratı kuvvetlidir iddiasının, hem de bu iddianın 28.11.2004 tarihli Tercüman Gazetesinde, Murat Çelikin eski Başbakan Bülent Ecevitle yaptığı röportajda, Ecevitin ağzından Emniyetin işaret edilerek teyid edilmesinin mutlaka üzerine gidilmesi gerektiğini, Nazlı Ilıcak ve Sayın Bülent Ecevitin beyanlarının Gülenin devlet içinde teşkilatlanmış olduğu intibaını kuvvetlendirdiğini, dolayısıyla Gülenin hem gizli örgüt, hem de muhtemel suikastler iddialarının araştırılmasının zorunlu olduğunu ve en önemlisi Fethullah Gülen Hocanın bu konularda mutlaka ama mutlaka şeffaf ve açık olması gerektiğini, bu konudaki görüşlerimi özetler bir mektubu da kendisine yollayacağımı söyledim. (Bu mektubu yazınca özetini sizinle paylaşırım.) Harun Tokak ve Hüseyin Gülerce bana cevaben, şeffaflık konusunda haklı olduğumu söylediler. Nurettin Verenin ortaya koyduğu yemin konusunu ise yadırgamadılar. Sonra Nurettin Veren ile ilgili benim sütunlarımdaki davete cevaben, cevap haklarını kullandılar; doğrusu çok da iyi kullandılar. Cevapları aşağıda ileteceğim, burada yer alan bazı hususlara da Nurettin Verenin cevap vermesi lazım. Yoksa inandırıcılığı büyük ölçüde darbe alacaktır. Bana öncelikle, Cumhuriyet Gazetesinden (Fethullah Güleni hiç de sevmediğini bildiğimiz) Hikmet Çetinkayanın bir yazısını okudular. Yazının tarihi 13.09.1995. Başlığı da, Şeyhler, Şıhlar, Hocalar, Okullar. Hikmet Çetinkaya bu yazısında Mustafa Balbayın Orta Asyada Zaman başlıklı yazısından alıntı yapmış. Yazının ana konusunu, Tansu Çillerin Başbakanlığı döneminde Türk Cumhuriyetlerine yaptığı gezi oluşturuyor. Verenin soruşu gazetecilik değil, iş bağlamak: Kaldığımız Marco Polo Otelinde hesabı herkesin kendisinin ödeyeceği Türkiyede duyuruldu. Gezi rehberinde de yazılıydı. Otele ilk inişte bir kez daha duyuruldu. Ben hesabı ödedim. Hemen arkamda Veren vardı. Anahtarı verdi, hesabı ödemeden dışarı çıktı. Otel yetkilileri uyardı ama dinlemedi. Otel yöneticileri, Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdür Yardımcısı Ataman Yalgını mutahap alıp hesabı ödemesini istediler. Yalgın, lanet olsun deyip 600 doları ödedi. Başbakanlık Basın Müşaviri Mehmet Bican, ertesi gün Kırgızistan Devlet Başkanı Akayevin yemeğinde Vereni sıkıştırıp 600 doları aldı. Orada öğrendim ki Veren daha önceki Özbekistan gezisinde de otel parasını ödememiş. Dışişleri de üstlenmemiş, iki ülke arasında bu konuda yazışmalar devam ediyormuş. Sonra bana, Nurettin Verenin ısrarla üzerinde durduğu İçişleri Bakanlığına verdiği, kendi el yazısıyla yazıldığını söyledikleri dilekçeyi gösterdiler. Dilekçenin tarihi 03.01.2003. Bu dilekçesinde Nurettin Veren, hakikaten Fethullah Gülen Hocayı şikayet ediyor ve kendisini öldürtmek istediğini söylüyor. Ardından bana 10.01.2003 tarihli, yine Nurettin Verenin el yazısıyla olduğunu söyledikleri bir ikinci dilekçeyi gösterdiler. Bu sefer Nurettin Veren, Benim birinci dilekçemi dikkate almayın. Büyük hata yapmışım. Ortada böyle bir şey yok diyor! Sonra Nurettin Verenin Zaman Gazetesindeki görevi ile ilgili bir kaç imza taşıyan başka bir belge gösterdiler. Bu belgede Nuretin Veren, Alaaddin Kaya ile birlikte bir başka imza daha var. Belgede, Nurettin Verenin ricası üzerine kendisine künyede bilabedel bir sene yer verileceği söyleniyor. Nurettin Veren, Aydınlıka verdiği röportajda, hem de Alaaddin Kaya ile yaptığı görüşmede Asya Finansla, Zaman Gazetesinde ve Samanyolunda olan hisselirin istemiş. Nedir bu hisseler? Şirketlerin yüzde kaçıdır? Nurettin Veren bunlara kaç para yatırmıştır? Bugün ne istemektedir? Niye istemektedir? Son olarak son günlerde yaptığım yazışmalar ile ilgili olarak çok sayıda e-mail alıyorum. Aldığım bir çok mesajda (mesela Ali Bayram, ve Ünal Bolat) özellikle şu soruları soruyorlar: - Konuşmak için neden 35 sene beklediniz? - Şuanda etkin ve yetkin bir görevde olsaydınız acaba konuşur muydunuz? Nurettin Verenin bu sorulara da cevap vermesi lazım. ***** Aydınlık Dergisi de bu hafta Nurettin Veren ile bir röportaj yapmış. Bu röportaj çok detaylı ve uzun. Bana cevap veren, belgeler gösteren ve iddialarını ortaya koyan Harun Tokak ve Hüseyin Gülercenin Aydınlıkla da görüşmelerinde ve açıklama yollamalarında fayda var. Aydınlık ayrıca benden, Nurettin Verenin açıklamalarına destek olan Emin Şirin diye bahsetmiş. Ben, sitesi hacklandiğini iddia eden Nurettin Verenin söz söyleme hürriyetine destek oluyorum. Sadece hakikatin ortaya çıkması ve objektif bir münazara ortamının oluşmasına çalışıyorum. Ancak, Nurettin Verenin söyledikleri; iddiaları sadece kendisine aittir. Ben bu konuyu da daha Hüseyin Gülerce ve Harun Tokak ile görüşmeden önce Aydınlık Dergisine telefonla bildirdim. Bu açıklamama da derginin gelecek sayısında yer vermelerini bekliyorum. ***** Yukarıdaki yazımı bitirdikten sonra HaberXin editörü beni aradı. Herkül.org sitesinden bir bey, haberxin editörüne bir mesaj yollamış; mesajın da bana iletilmesini istemiş. Mesaj Sayın Fethullah Gülenin verdiği cevapla ilgili. Herkül.org sitesi Tercüman Gazetesinde çıkan, benim soru önergeme konu olan ve son günlerde bu konuyla ilgili haber ve yazıların çıkmasına sebep olan haberi yayınlayan site. Herkül.org sitesinin bana iletilmesini istediği mesajdaki soru şu: 1999 Haziran'ında aleyhinizde estirilmeye çalışılan kaset fırtınası ve bir bardak suda boğma kampanyası günümüzde de tekrarlanmak mı isteniyor acaba? Kendi edep ve üslubunuz gereği sükutu tercih etmenize, maruz kaldığınız insafsızca hücumlara mantıkî mahmiller bulmaya çalışmanıza ve herkesle bir çeşit diyalog köprüleri kurma gayretlerinize rağmen hâlâ değişik iftira, isnat ve hatta komplolarla size saldırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu soruya Fethullah Gülenin verdiği uzun cevapları herkül.org sitesinde veya haberxin ana haber kısmında bulabilirsiniz. Fethullah Gülen Hocaefendi özetle, mealen: Bugüne kadar asılsız isnat ve ithamlara, bana sağdan soldan taş atanlara çok maruz kaldım ama bunlar çok küçük ve sayıları çok az bir kesim. Yapılan hizmetlere kıskançlık ve hazımsızlıkla bakıyorlar. Milletin yüzde 85i de itham ve iddialara hiç kıymet vermedi. Bana istedikleri kadar tecavüz etsinler, ben karşılığında dua ediyorum. Bu insanların tabiatı düşmanlığa, tecavüze, anarşiye, iftiraya kilitlenmiş insanlardır diyor. Gönül koymuyor ama sormadan da edemiyor: Bur kaç senelik dünya uğruna ahireti tehlikeye atmaya, makam adına düşmanlarına el uzatmaya, para pul hatırına onca dosta ihanet etmeye değer miydi? Cevap herhalde Nurettin Verenin iddialarına cevap ama, genel, çok ağır lisanla verilmiş bir cevap. Ama benim aradığım cevaplar bunlar değil. Bana laf eden, ihanet eder gibi genel bir tavır almak yerine somut ve şeffaf bir şekilde Nurettin Verenin aşağıda özetlediğim sorularının ve iddialarının cevaplandırılması lazım. Tekrar ediyorum konu, Nurettin Verenin şahsiyetinden ziyade, somut iddialarının cevaplandırılması: 1. Artık eğitim kurumu değiliz! Amacımız yoksul öğrencilere yardım etmekti şimdi devlet içinde devlet olmak için uğraşıyoruz. 2.Devletin içinde örgütleniyoruz. Örnek mi Polis içindeki örgütlenmeyi K.Ö sağlıyor. Bu arkadaş bunları güzelce örgütleyip, bütün istihbaratı günü gününe Hocaefendi'ye götürüyordu. Hizmet namına. Kutsal işti, O'na göre. Hocaefendi de bu istihbaratı istedi. İstemeseydi, olmazdı. Bizim, siyasetten uzak durmamız istenirken, devletin en mahrem (istihbarat) ünitelerine burnumuzu sokmamız, devletin bize olan güvenini sarstı. 3. Bizim en büyük hatamız, "aydın insan yetiştireceğiz" diyorduk, ama bu karara 180 derece zıt çalışmalar yaptık. Bir elinde Kuran bir elinde topuz olmaz. Biz eğitim seferberliği yapıyorsak, siyaset olmaz. Siyasete girmedik ama, devletin en mahrem ünitelerine müdahale etmeyi mahsursuz gördük. Bu da Hocaefendi'nin tek başına aldığı kararla oldu. Somut anlamda şunu da biliyor devlet: Resmi üniformalı subay çocuklarla toplantılar yapılırdı. 4. Hiç hayatımda görmediğim şekliyle avazı çıktığı kadar bağırdı Gülen. "Nurettin suikast yapmaya geldi, beni öldürecek." O'nu öyle inandırmışlar. 35 yıl aynı çatı altında beraber olduğumuzu unutmuş ve beni canavar gibi görüyordu. Ya ilaçların ya da anlatılanların etkisiyle, o kadar insanın önünde avazı çıktığı kadar bağırıyordu: "Senin buraya, beni öldürmeye geldiğini bilmiyorsam ben e.eşeğim. "Yazıklar olsun Hocam. Ben sana, anamdan babamdan, çocuğumdan daha yakınken, bunları nasıl söylersin. Bana bunu söylecek insan daha anasından doğmadı. Ben bunu kabul etmem" dedim. O sırada şömine demirini kaptı ve üzerime öldürmek üzere yürüdü. Etrafındakilere de "Öldürün bunu, öldürün bunu" diye defalarca avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Polis Arif bana yalvarıyor, "Ağabey ne olur uzaklaş buradan". Beni tekme tokat, İsmail Büyükçelebi de dahil; o gölgesinden korkan herif, benim 30 yıllık arkadaşım, Büyükçelebi, boğazımı sıktı, tekmek tokat dışarı çıkardılar. Necdet Başaran'ın arabasına tekme tokat bindirdiler, şahsi eşyalarımı alamadan döndüm. Döndükten sonra, bu olayı K.Ö. ve Abdullah Ayvaz'ın yaptığını bana Necdet Başaran söylemişti: "Hocaefendi'ye, senin bu kasetleri sattığını inandırdılar." Hiç kimseye söylemeden, K.Ö. ve Abdullah'ı aradım. Abdullah Aymaz, "Böyle bir şey yok. İftira" dedi gülerek, sırıtarak. Görüşmek istemedi. K.Ö.'i aradım o da görüşmedi. Şerif Ali Bey'e gittim, "Sen doktorsun. Bu arkadaşlarla görüşemedim. Ama Hocaefendi cinnet noktasında. Doktorsun, ne yapmamız gerektiğini söyle" dedim. Ben bu sır dairesi içinde bunu çözmeye çalıştım. Üç sene bunu kimseye söylemedim. Sadece Şerif Ali biliyordu. Hocaefendi, belki pişmanlık duyar. "Cinnetten dolayı yapmıştır bunu ve çözeriz" diye düşünüyordum. 5. Fethullah Gülen, Amerika'nın gücünü kullanıp daha fazla hizmet edileceği yönünde mesajlar veriyor. "Amerika'ya dost olmak, sırtımızı dayamak, bizi daha emin kılar. Dolayısıyla Türkiye'de de askerden ve rejimden gelebilecek tehlikelere karşı sırtımızı güçlü bir yerlere dayamış oluruz" deyip, cemaate fısıltı şeklinde brifingler vererek, empoze ediyor. Cemaat, farkında olmadan Amerikan conisi gibi kullanılıyor şu anda Gülen tarafından. 6. Bir kere manşetin (D. B. Tercüman) kendisinde bir sakatlık var. Nazlı Ilıcak, "Fethullah Gülen çok iyi bir istihbaratçıdır" diyor. Fethullah Hoca, benim bildiğim gönül insanıdır! Daha önce İhsan Kalkavan da "Her yerde en iyi Atatürkçü olduğunu ispatlarım" dedi. Bir karar verilmesi gerekiyor: Fethullah Hoca çok iyi istihbaratçıdır, çok iyi bir Atatürkçüdür, çok iyi bir diyalogcudur. Hoca, bunlardan birini kabul edip kimliğini ortaya koymalı. Amerika'da yaşayan, 70'ine merdiven dayamış, hasta, gözleri yaşlı bir insan, Türkiye devletini uyaracak kadar istihbaratı nereden, nasıl alır? Herkesi uyandırıyor! Amerika'da yaşadığı halde, Türkiye'nin en mahrem meseleleri nasıl O'na gidiyor? O zaman, devlet ona mı çalışıyor? İstihbarat raporları nasıl gidiyor? Bir Hoca'nın bunlarla ilgilenmesi doğru mu? Vatikan'ın pozisyonunu, Papa'nın pozisyonunu mu istiyor? İslam dünyasında Halife mi olmak istiyor? 7. 25 Kasım sabahıydı. Önce telefonla aradı. Sonra sabah 10:00 civarında evime geldi Alaaddin Kaya ve saat 17:00'ye kadar beraberdik. Oturduk konuştuk. Şunları söyledim: "Bizim isteğimiz, eğitim kurumlarını, zarar görmeden, yozlaştırılmadan, kimsenin gizli maksatlarına alet edilmeden devam ettirilmesi. Gerek Türkiye'de, gerekse yutdışındaki siyasi odaklardan gelecek tekliflerde, pazarlık unsuru olmaması önemli. Kiliselerin, papazların gizli maksatları için kullandırılmaması, uluslararası hesaplarda pazarlık konusu olmaması, devlet içinde devlet olmamak üzere, açık ve net şekilde faalitleyet göstermemiz gerek. Benim bu yaşananlara müdahale edebilmem için, sıfırdan kuruluşunda bulunduğum Zaman Gazetesi, Samanyolu Televizyonu, Asya Finans ve Gazeteciler Yazarlar Vakfı gibi müesseselerde, hisselerimin bana iade edilmesini istiyorum. Denetimler tarafımdan yapılmalı." Bunları Gülen'e iletmesini istedim. Alaaddin Bey benim yanımda Hocaefendi'yle konuştu. Hocaefendi, "Ben ona beş vakit namazımda dua ediyorum. Bağrıma basmak, kucaklamak istiyorum. O'nun faziletli bir insan olduğunu, beni zor duruma sokmak istemediğini de biliyorum. Fakat cemaatten gelebilecek tepkilerden korktuğum için, iki-üç aylık bir süre sonunda bu müesseselerin yönetimini Veren'e teslim edebiliriz. Benim şerefime güvenir, şerefim ve namusum üzerine söz veriyorum. İki-üç ay daha bu işle ilgili bir talepte bulunmasın" demiş. Alaaadin Kaya'ya sorulabilir. Sabah 10:00'dan akşam 17:00'ye kadar konuştuk. 8. "Fethullah Gülen cemaati, yurtdışı kaynakların pazarlık unsuru oldu! Bizim felsefemizde bir boşluk var, bundan yararlandılar. İslami felsefeye göre, 'Yaptığınız işin üstünde oturmayın' derler. Örneğin, Özbekistan'da görevlendirilmiş Bilkent mezunu bir öğretmen 150 dolar maaşa çalışıyor ve bu öğretmene 'Helal olsun' denildiğinde öğretmen şunları söylüyor: 'Ben yapmadım Hocaefendi yaptı.' Fethullah Gülen de, 'İstemem yan cebime koy' tavrında tabii..." 9. "Okulları devletin en üst kademeleri sahiplendi, destek verdi. Ama bu destek maddi anlamda bir destek değildi. Örneğin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, şahsıma güvenerek, beni çeşitli ülkelerde tanıttı. Okulların açılması için destek verdi. Okuldaki çocuklarımızı eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'ya götürdüm. 'Bu okullar devletin kontrolünde olsun' dedim Sayın Karadayı'ya. Yekta Güngör Özden'e, eski DGM Savcısı Nusret Demiral'a götürdüm çocuklarımızı. 'Sizin bizden haberiniz olsun' dedim. Ama okullar büyüyüp cemaat büyük güç haline gelince, bazıları haset yaptılar, fitne soktular. Fethullah Gülen büyüdükçe, imparator olacağını gördüm. Kutsallık, dokunulmazlık zırhına büründü. Gülen niçin sorgulanmasın? Herşeyi cemaat ve devlet bilsin! Doğrusu budur! 10. "Biz ikinci bir Fethullah Gülen hareketi değiliz. Sahneye böyle birşey için çıkmıyoruz. Şeffaflık içinde, devlet ve kamuoyu bizi yargılasın istiyoruz. Cemaat içinde bunları yapamadım. Fethullah Gülen bana 'Yollarımız ayrılıyor' diye mektup yazdı. Mektup, Kuran harfleriyle yazılmıştı. 11."Şimdi bakın, Zaman Gazetesi Yazarı Hüseyin Gülerce'nin 25 Kasım tarihli yazısının başlığı 'Fitne'. Gülerce'nin ölçüleri doğrudur. Ama kendisi bu sıfatların içinde bulunmaktadır. Fethullah Gülen'in bir çizelgesi var. Çizelgenin adı, 'Hizmet Prensipleri'. Bizim yemin metnimiz var. Cemaatin yasalarını kendisi koydu. Kırmızı çizgilerimizi kendisi belirledi. O gün ne kararlar alındı? Bugün neler uygulanıyor? Bunları göstereceğim! Bizim derdimiz, üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil! 12."Bizim girişimimizi siyasi bir güç haline getirmek yanlıştır. Fethullah Gülen cemaati, yurtdışı kaynakların pazarlık unsuru oldu! Bu güçlerin pazarlık unsurları olarak kullanılmak yanlış! Bizim felsefemizde bir boşluk var, bundan yararlandılar. İslami felsefeye göre, 'Yaptığınız işin üstünde oturmayın' derler. Bu hem iyidir hem kötü. Boşluklara yol açıyor. Örneğin, Özbekistan'da görevlendirilmiş Bilkent mezunu bir öğretmen 150 dolar maaşa çalışıyor ve bu öğretmene 'Helal olsun' denildiğinde öğretmen şunları söylüyor: 'Ben yapmadım Hocaefendi yaptı.' Fethullah Gülen de, 'İstemem yan cebime koy' tavrında tabii... Bu durum cemaat içinde büyük rahatsızlığa yol açtı. Gülen, buralardan aldığı güçle, uluslararası dengelerde oynamaya başladı. Amerika'ya sırtını dayadı. Vatikan gibi olmak istedi. İslam'ın Vatikan'ı Vatikan da bu desteği verdi zaten! Arkasından, Yahudi, Ermeni desteğini de aldı. Fethullah Gülen'in şu andaki beklentisi şudur: 17 Aralık'tan sonra kendisine kimse birşey yapamayacak. Amerika'da bunu kullanmaktadır. Başedilmez bir güce ulaştığı mesajını vermek istiyor! Medyada da büyük ölçüde kontrolü aldılar. **** Yukarıda da söyledim. Fethullah Gülen Hocaefendiye ben uzun ve detaylı bir mektup yazarak görüşlerimi aktaracağım; bu mektubun özetini de sizlerle paylaşacağım. Bu mektuptan önce, hemen bugün, burada Sayın Fethullah Gülen Hocaefendiden cevaplandırmasını istediğim sorular var. Bu soruların cevaplarını bana lütfen herkül.org aracılığıyla filan yollamasın. Bu soruları bir milletvekili olarak soruyorum ve bir millet evladı (hem de Fethullah Gülenin yurtdışındaki faaliyetlerinden dolayı samimi olarak seven bir millet evladı) olarak cevap bekliyorum: 1- Soru önergemde de yer alan, Memlekette ne zaman iyi şeyler olursa, bu gelişmelerden sonra o melun cinayetler tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300 seneden beri Türk toplumunun kaderinde hakim cemiyyat-ı sırrıyeler vardır. Bunlar görünmezler ama Türk toplumuyla oynayagelmişlerdir. Tanzimattan daha önce Türkiyede faaliyete başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkum edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriyenin çok iyi takibe alınması lazımdır ifadenizde bahsettiğiniz sır örgüt kimdir, kimlerdir? Lütfen somut olarak açıklayınız. 2- Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla bana, bu tür şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın, önümüzdeki aylarda Türkiyede yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek dediği nakledildi, mesela falan falan tür simalar, bu dönemde Türkiyede bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilir denildi. Iddianız çok kuvvetli iddialar. Size bu iddiaları kim, ne zaman söyledi? Bu konuları şeffaf, somut bir şekilde kamuoyu ile paylaşmanız gerekmez mi? 3- Tercüman Gazetesinden Murat Çelikin, Sayın Bülent Ecevit ile yaptığı röportajda, Amerika'da yaşayan Fethullah Gülen'e böyle önemli iddialarda bulunmasını sağlayacak istihbaratın nasıl ulaştığı hakkında bir fikriniz var mı? sorusunu sormuş, Sayın Ecevit verdiği verdiği cevapta: Sayın Fethullah Gülen'in ciddi bir istihbarat birikimi olduğu belli. Bu açıktan söylenmese de böyleydi. Şimdi açıktan ortaya çıktı., Genelkurmay'ın içinden bilgi verileceğini sanmam. Ama Emniyet ya da farklı bazı kurumlardan olabilir diye düşünüyorum. Sayın Gülen ya da başkalarının, bazı devlet kurumlarında bağlantıları var. demiştir. Sayın Bülent Ecevitin bu sözleri, Tercüman Gazetesi Başyazarının sözleriyle de örtüşmektedir. Bu konuda iki sorum var: a- Sizinle bu istihbaratı kim, neden paylaşıyor? Neden sizinle paylaşıyor? b- Siz bu istihbaratlarla ne yapıyorsunuz? Bunları şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşmanız gerekmez mi? 4- Nurettin Verenin açıkladığı hizmet prensibi metninin, 9. ve 14. maddeleri fevkalade dikkatimi çekti. Bu hizmet prensibi ve yemin metninin olmadığına dair kimse aksine bir şey söylemiyor. Kendini eğitim faaliyetlerine vakfeden bir vakıf veya cemaatin böyle bir yemin etmesi ve hizmet prensibini bu olarak açıklaması makul mudur? 5- Nurettin Verenin 12 adet iddiasının cevabını kim, nasıl verecek? Sevgili Hocam, 550 milletvekilinin içinde yurtdışında teşvik ederek kurdurduğunuz okulları herhalde benim kadar açık yüreklilikle ve yüksek sesle (pıs pıs konuşanlar hariç) destekleyen yoktur. Ama bazı konulardan rahatsız olduğumu açıkça söyledim, söylüyorum. Lütfen mektubumu beklemeden yukarıdaki sorularıma cevap verin. Allah korusun bu arada bir kişinin burnu kanar veya dediğiniz gibi kan selleri akarsa vebal altında kalınır.
|
|||||||||||||||