|
Irak----SÜDDEUTSCHE ZEITUNG Die Taliban von Falludscha Monatelang haben Widerstandskämpfer die Stadt Falludscha beheerscht - und dort einen islamischen Gottesstaat errichtet. Die Einwohner sind erleichtert, dem brutalen Diktat der Mudschahedin entronnen zu sein. Doch die Amerikaner verfluchen sie auch. Seit ihrem Einmarsch in Falludscha stoßen die
US-Soldaten bei ihren Durchsuchungen auf improvisierte Folterkeller, blutige
Gefängniszellen, verstümmelte Leichen. Die Mauern der Stadt sind gepflastert
mit Aushängen, die unter Todesandrohungen alle Arten von Dekreten verkünden.
Seit der ersten gescheiterten US-Offensive im April war die Stadt von der Außenwelt abgeschnitten. Nur wenig drang nach außen von der Herrschaft des sunnitischen Rats der Mudschahedin unter ihrem radikalen Führer, Scheich Abdallah Dschanabi. Innerhalb weniger Monate hatten Dschanabi und seine
Anhänger eine Parallelregierung errichtet, die keinerlei weltliche
Zerstreuung duldete, Frauen unter den Schleier verbannte und auch Muslimen
anderer Ausprägung als der sunnitischen das Leben schwer machte. Verstümmelte Frauenleichen in den Straßen zeigen, dass
es sich nicht um leere Drohungen handelte. Die meisten Männerleichen weisen
dagegen Einschusslöcher wie bei einer Exekution auf. Die US-Soldaten
vermuten, dass die Rebellen alle Männer im kampffähigen Alter gezwungen
haben, sich ihrem Widerstand anzuschließen.
|
Cengiz Çandar
ccandar@tercumangazete.com FELLUCE-MUSUL; IRAK DEĞİL SÜNNİ DİRENİŞİ... / 17.11.2004 Felluce düştü. Amerikan kuvvetleri ile İyad Allavi başkanlığındaki Irak hükümetine bağlı birlikler, şehrin orasında burasında sonuna dek savaşmaya kararlı az sayıda silahlı unsurla belki birkaç gün daha uğraşacaklar ama "Felluce Savaşı", askeri anlamda bitmiş sayılıyor. Felluce'deki "direnişçiler" ya da "isyancılar"ın yarısına yakınının daha savaş başlamadan Ramadi'ye ve diğer Sünni merkezlerine çekilmiş olabileceği sanılıyordu. Birkaç gün önceki bir yazımda, asıl önemli olanın Musul olduğuna dikkat çekmiştim. Musul, hem Irak'ın üçüncü büyük şehri ve hem de geleneksel olarak (Sünni) Arap milliyetçiliğinin en güçlü olduğu merkez. Musul'un bir süredir, Saddam rejiminden kalan Arap milliyetçi unsur ile "Cihadi"lerin ortak yönetimine fiilen girdiğine de değinmiştim. Felluce'nin düşmesiyle birlikte, Amerikalıların Musul'da harekete geçtikleri ve Musul'a kaymış bulunan "Felluce isyancıları"na nefes aldırmak istemedikleri anlaşılıyor. Şehrin Dicle üzerindeki beş köprüsü sivil trafiğe kapatıldı ve Amerikan askeri kontrolü altına girdi. Irak'taki gelişmelerin seyrine bakıldığında, "Felluce sonuçları"nın ne olacağını kestirebilmek hala zor. Bilindiği gibi, bu konuda "iki tez" çarpışıyor: 1. Felluce'nin "Sünni üçgeni"ndeki direnişin karargahı olmaktan çıkarılması, şehrin isyancılardan temizlenmesi ve her ne pahasına olursa olsun ele geçirilmesi, seçimlerin yapılabilmesi, "istikrar ve güvenlik"in sağlanması ve yeni Irak'ın inşası için şarttır; 2. Felluce'ye karşı girişilecek askeri harekat, ateşe benzin dökmekten farksız olacaktır. Direniş durmayacak ve ülkenin diğer yerlerine yayılarak canlanacaktır. Üstelik, Felluce'nin büyük ateş gücü sonucunda yerlebir edilmiş görüntüleri, Amerika'ya karşı tüm Ortadoğu'daki öfke ve nefreti besleyecek ve Amerika'ya karşı direniş ruhunu sürekli ayakta tutacaktır. Bayram sonu varılan noktada, her iki "tez" de doğrulanmış gibi gözüküyor. Yani, geleceğe yönelik belirsizlik dağılmış değil. Eğer, Musul'a hakim olunur ve hızla denetim sağlanırsa, Ramadi, Baquba, Samarra ve Tikrit'teki hakimiyeti kurmak ve sağlama almak zor olmaz. Özellikle Şiiler ve daha az ölçüde Kürtler, Felluce-Musul hattındaki askeri kampanyayı dikkatle izliyorlar. Şiiler, yüzyıllardır ilk kez Irak'ın kendi yönetimleri altına gireceği, en azından yönetimde büyük ağırlık sahibi olabilecekleri bir yapının önünü açması için, "Sünni direnişi"nin ezilmesinden çıkarları olduğu kanısındalar. Aksi halde, bir "Şii-Sünni iç savaşı"na açılacak yollarda, daha organize ve silahlı olan Sünni güçlere karşı kaybetme ihtimalleri çok yüksek. Irak Şiileri, gerek Sünni merkezli Baasçı Arap milliyetçiliğinden çok çektiler; çeşitli katliamlardan geçtiler. (Irak'ta bulunan toplu mezarlardaki 300 bin kişi, Saddam rejiminin katlettiği Şiiler) Ayrıca, Şii-İslamcı akımların karşısındaki en büyük hasımlardan biri, Sünni kökenli köktendincilik. İran ile Afganistan'daki Taliban rejimi arasında neredeyse "kan davası" boyutundaki husumet biliniyordu. İşin "ironik" yanı, Amerika, Afganistan'da Taliban rejimini yıkarak Şii İran'ın, Irak'ta ise "Sünni direniş"in belini kırma işine girişerek Irak Şiilerinin işini görmüş oluyor. Iraklı Kürtler için, iki husus çok "belirleyici": 1. En büyük çileyi çektikleri ve adeta bir "soykırım politikası" ile yüzyüze bulundukları eski rejimin hiçbir şekilde geri gelememesi; 2. Irak'ın en (belki de tek) laik yapılı toplumunu oluşturdukları için, İslami kurallarla yönetilecek bir Irak'ın oluşumunun önlenmesi. Bu bakımdan, Felluce ve ardından Musul operasyonlarının sonuca varmasından Kürtlerin de çıkarı var. Barzani ve Talabani gibi yönetimler, Felluce ile irtibatlı, Musul'da ve Kerkük'te yuvalanmakta olan "Ansar el-İslam" türü "Kürt köktendinci İslamcıları"nın tehdidi altında. Yani, gerek Felluce'de, gerekse Musul'da cereyan edenlerin "Irak halkının Amerikan emperyalizmine karşı şanlı direnişi"yle tanımlanmasının gerçeklerle yakından uzaktan bir ilişkisi yok. Bu, esas olarak. "Irak Sünni direnişi". Şii Iraklılar ile Sünni Kürtler, bu "direniş"in kırılmasından yanalar ve Irak nüfusunun dörtte üçünü oluşturuyorlar. Ancak, Irak Sünnileri, hem ülkenin yüzyıllar beri "yönetici eliti"ni oluşturdukları, hem de Irak'ı "Sünni Arap Dünyası"na bağlayan halka oldukları için tahminlerin ötesinde bir "direniş gücü"ne sahipler. Aslında, Irak Sünnilerine karşı girişilmiş olan mücadele ve askeri harekat, bu yüzden, Arap Dünyası'nın her köşesinde "anti-Amerikan titreşimler" yaratıyor ya da mevcut "anti-Amerikanizm"i besliyor. Herşeye rağmen, unutulmaması gereken, Arap Sünni ortamının can alıcı noktasının "Filistin sorunu" olduğu. Filistin halkı da Sünni ve ayrıca İsrail'in Filistin topraklarını ve Filistin halkını işgal altında tutması, "uluslararası ve bölgesel adaletsizlik"in simgesi addediliyor ve tüm Ortadoğu çapında "Sünni direnişi"ne enerji üretiyor. Amerika, Irak'ta "Sünni üçgeni"ni askeri olarak hükmetse bile, Filistin sorununda "adil çözüm" yönünde adım atamazsa, bu bölgenin önünde "şiddet tırmanışı" ve "istikrarsızlık" uzanacaktır ve sonuç olarak, Amerika, Irak Sünnilerine de uzun vadede boyun eğdiremeyecektir. Öyle bir Irak'ı, "bir ve bütün" tutabilmek de zorlaşabilir.
|